Genç HaberVesaire editörünün sansürlenen yazısı

Genç HaberVesaire ilk döneminin başarılı editörlerinden Seray Karaalp, kompozisyon yarışmasında sansürlenen yazısını bilgimedya’da yayınlıyor:

ESER

Yazıyorum. Çünkü susmaktan yoruldum. Yazıyorum. Çünkü konuştuğumda sesimin yüksek çıkması kimilerini rahatsız edebilir. Yazıyorum. Çünkü değişim zamanı geldi.

Adım önemli değil. Ailem, çevrem, arkadaşlarım; bilinmese de olur. Bilmenizi istediğim tek şey Cumhuriyet yönetimi altında yaşayan bir Türk vatandaşı olduğum. Ha evet, gencim de aynı zamanda. Ancak niyeyse, ben bir Türk genciyim, diyemiyorum, o kadar cesaretli değilim. Eğer bunu dersem, hakkında fikirlerimi söyleyecek olduğum Cumhuriyetin sadık(!) bekçileri beni gizli örgütlerle iş birliği yapmaktan içeri alabilir. Günümüzde bunu yapmak çok kolay, lütfen şaşırmış gibi davranmayın inandırıcı olmuyorsunuz. Bu nedenle kimliğimi elimden geldiğince gizli tutacağım. Çünkü biz gençler, kendi ülkemizde güvende değiliz; halbuki korumamız gereken ve elden gitmekte olduğunu gördüğümüz bir Cumhuriyet var ortada…

“En büyük eserimdir.” demişti yıllar öncesinde. Yazarların, oyuncuların, yönetmenlerin eserleri olurdu da bir devlet adamının neden olamazdı ki? Tabii, bizler alışık değiliz ülke yöneticilerinin “eser” yaratmalarına, o yüzden böyle söyleyince bir garip geliyor kulağa. Ancak, Mustafa Kemal Atatürk, en büyük eserimdir diyerek, 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu. O, ülkesine kocaman bir Cumhuriyet armağan etmişti.

 Seneler öncesiydi Cumhuriyet’in aydınlık günleri. Öyle üç beş sene evvelinden bahsetmiyorum; cumhuriyet kavramının ortaya çıkıp, Mustafa Kemal’le yoğrulduğu zamanları kastediyorum. Esas o devrin insanları cumhuriyetin ışığıyla aydınlandı, değişimleri, yenilikleri takip edip, gelişmeyi başardı; ta ki Atatürk, toplumu yalnız bırakana kadar.

“Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir.” dedi. O zamanki halkın zeka ve çalışma seviyesi ne durumdaydı bilemiyorum ama bugünün Türk Milleti bu erdemlerden kopmuş bir vaziyette devam ediyor hayatına. Zekilik konusunda toplumu yargılamak istemem ama tembelliğimizin üzerine de kimseyi tanımam. Bizim milletimiz çalışmıyor. Ekmeğini taştan çıkarmayı denemektense, genel seçim öncesi partilerin dağıtacağı erzak torbalarını bekleyip, en çok verene, oy atmayı yeğ tutuyor. Sonra da, kendini bir birey olarak karşısına alıp konuşabileceğini sandığı yöneticiye derdini anlatmaya çalışıyor. Ve gördüğü muameleye kendisi de inanamıyor. Çünkü sorunları kimse tarafından ciddiye alınmıyor, hadi bunu geçtim, dinlenmiyor. Madem Türk Milleti zekiydi Atam, nerede bu adamın aklı? Sözün kısası, benim ülkemin geleceğini dağıtılan erzak torbaları belirliyor.

İlkokulda öğrendiğim Cumhuriyet, bugün içinde yaşadığım Cumhuriyet’ten tamamen farklıydı. O zamanlar her şeyi Cumhuriyet sayesinde kazandığımıza inancım tamdı. Özgürlük, güvenlik, huzur, mutluluk, çağdaşlık, medeniyet; hepsi cumhuriyetle beraber gelmişti hayatımıza. Başka bir seçenek bilmiyorduk zaten. “Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesidir.” tanımını ezberleyip kaç sınav sorusu yanıtlamıştık, hatırlamıyorum. Anlayacağınız biz, Cumhuriyeti en mükemmel, en ideal yönetim şekli diye aklımıza kazıyıp, her 29 Ekimde elimizde bayraklarla, marşlar söylemiştik. Günümüz cumhuriyetinin bu bahsettiğim tanımdan kopması, etrafıma, toplum gerçeklerine, ülke sorunlarına daha bilinçli yaklaşmaya başlamamla oldu. Öncelikle ülkemin yakın tarihini öğrendim, kim kimdir, Cumhuriyete neler kattı, ondan neler götürdü; bunlardan sonra benim de vatandaşı olduğum

toplumu kim nereye götürüyor, insanlara neler anlatılıyor, verilen vaatlerin kaçı tutuluyor; bunlarla ilgilendim. Zamanla fark ettim ki, bir şeyler hakikaten ters gidiyor ve herkes ayakta uyuyor. Ya da uyuma taklidi yapıyor… O süreçte anladım ki, kişisel çıkarlar çoğu zaman milli çıkarların üzerinde tutuluyor.

Edindiğim farkındalıklar, “cumhuriyet” başlığı altında yapılan yanlışları daha net bir şekilde görmemi sağladığından; tepkilerimi, televizyon karşısında haberleri izlerken söylenmeden, sivil toplum örgütleriyle toplu çalışmalarla ifade etmeye terfi ettirdim. Zaten ulusumuzun en değişmez huyu, şikayetlerini kendi küçük dünyasında haykırıp, büyük makamlar karşısında susup oturmasıdır. 

Hayır, dedim. Bu böyle gitmez. Ulus ayağa kalkmalı. Birileri, bizden birkaç ton yüksek sesle ve emir kipinde konuşuyor diye onlara itaat etmek zorunda değiliz. Bizim eğitilen evcil hayvanlardan bir farkımız olmalı. Aldığımız her sert komut, uygulanmaya konmamalı. Tamam, belki yanlış ellerce yönetiliyoruz; baskıcılar, baskıcı oldukları kadar saygısızlar; insan haklarına dair hiçbir fikirleri de olmayabilir hatta Cumhuriyeti yok edip farklı bir rejim getirmeye çalışıyor da olabilirler. Evet, gençlerin propaganda yapma haklarını ellerinden alıyor, bizi, sonunu çok iyi bildiğimiz bir trajediye sürüklüyor veya insan haklarına dayanan bir anayasayı kabul etmektense insan haklarına (aslında hiç de saygılı olmayan yalnızca isim hakkını taşıyan) saygılı bir anayasayı yürürlüğe koyup, istedikleri maddelerde her türlü oynamayı yaparak, ülkenin bütün kurumlarına el atıyor da olabilirler. Bunlara artık şaşırmıyoruz. Çünkü alıştık. Her zaman bir şeylerin yerli yerine oturmadığı bir ülkede yaşamaya, rakı sofralarında memleketi kurtarma projeleri üretmeye ancak yürürlüğe koymamaya, bu sefer olacak deyip desteklediğimiz partinin yine muhalefette kalmasına biz alıştık. İşte şu an en tehlikeli noktadayız. Rutin bir düzen var, bozuk da olsa var. Kimsenin de ortaya çıkıp, “Siz ne yapıyorsunuz kardeşim?” demeye cesareti yok. Aldılar, ifade özgürlüğünü de aldılar elimizden. Gazeteci, yazar, kimse kalmadı. Hepsini koydular bir toplama kampına. Sebepsiz yatıyorlar orada. Neden sormuyorsunuz? Haydi, bağırın! Cumhuriyet nerede! Hayır, cumhuriyet nerede demeyin, yanlış bir soru oldu. Çünkü bu soruya verecek illa ki bir cevapları vardır; her şeye bir kılıf uydurdukları gibi yalandan bir cumhuriyet de vardır elbet başımızda.

Ancak öyle bir soru var ki, inanın buna kimsenin bir yanıtı yok. İşte şimdi bu soruyu haykırsın herkes; “Mustafa Kemal’imin kurduğu, Atatürkçü Cumhuriyet nerede!”

Seray Karaalp