Fikret İlkiz: Muzır ve Mevzuatı

Bilgimedya’da “medya ve iletişim hukuku” derslerini veren hocamız Fikret İlkiz’in bu yazısı www.bianet.org sitesinden alıntılanmıştır.

Çağdaş ülkelerin hiçbirisinde örf ve adet, cinsellik anlayışı, ahlak ölçüleri değişmez olarak kabul edilmez. Ve hatta değişimi engelleyen ceza uygulaması ve yaptırımları da kabul edilemez. Muzır Kurulu ve mevzuatı yürürlükten kaldırılmalıdır.

Ankara’da 4-5 Aralık 2009 tarihleri arasında yapılan 5. Ulusal Yayın Kongresinde kabul edilen “Sonuç Bildirgesi”nin “özgürlükler” bölümünde;  “yayımlama özgürlüğünün” sağlanabilmesi için kanunlardaki ifade özgürlüğüne aykırı bölümlerin kanunlardan çıkarılması ve içeriklerinin ifade özgürlüğü ile hukuk devleti ilkelerine uygun hale getirilmesi kabul edilmişti. (Sonuç Bildirisi 12 Aralık 2009 İstanbul. Kitapçık sayfa 3).

Sonuç Bildirgesinin “özgürlükler” bölümüne Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu ve Muzır Kurulun kaldırılması görüşü alınmadı. Anımsıyorum, “Yayımlama Özgürlüğü Komisyonu Raporu”nda bu Kurulun ve mevzuatının yürürlükten kaldırılması önerilmişti. (Age. Sayfa 19). Komisyon raporlarının tartışıldığı toplantıda bu öneri konuşulurken Muzır Kurulunun kaldırılması önerisine sert biçimde karşı çıkanlar olmuştu. Şimdi daha iyi anlıyorum ki, karşı çıkanlar belki de bu kurulda “resmi” olarak görev yapan devletin “resmi görevlileri” idi. Bu yüzden çocuklarla bizlerin “ahlakı”, bizlerin ar ve hayâ duygularının resmi korumaları olan kişiler olmaları olasılığı çok yüksekti…

Acaba 12 Haziran 2011 tarihinden sonra yaşamımızda kendisini çok daha fazla hissettirecek olan Muzır Kurulu ve mevzuatı nedir?

1117 Sayılı 21.06.1927 kabul tarihli Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu 07.07.1927 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun üç kez değiştirilmiştir (3266 sayılı Kanun 12.03.1986, 3445 sayılı Kanun 26.05.1988, 5218 sayılı kanun 21.07.2004). Bu Kanuna göre, Muzır Kurulu Başbakanlık bünyesinde oluşturulmuştur ve “18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkute ve mevkute tanımına girmeyen diğer basılmış eserler” üzerinde sınırlama getirme yetki ve görevine sahiptir. Kurul, basılmış eserlerin küçükler için muzır olup olmadığı konusunda yapacağı incelemede, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunundaki genel amaç ve temel ilkeleri göz önünde bulundurmak zorundadır. Kurul, bu Kanunla kendisine verilen görevlere ilaveten, Türk Ceza Kanununun  (Eski 426, 427 ve 428 inci maddelerinde tanımlanan, halkın ar ve hayâ duygularını incitme suçunun karşılığı olan ) 226’ıncı maddesinde düzenlenen “müstehcenlik” suçu ile ilgili olarak yargı organlarına resmi bilirkişilik yapmakla görevlendirilmiştir.

Kurulda kimler vardır? Üç yıl süreyle görev yapmak üzere Başbakanlık tarafından en az onbeş yıl kamu hizmeti yapmış kişiler arasından seçilecek bir üye, Adalet Bakanlığı tarafından idari nitelikte görevlerde bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından seçilecek bir üye, İçişleri Bakanlığı tarafından üst kademe yöneticileri arasından seçilecek bir üye, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından, Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri arasından seçilecek iki üye, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tıp dalından seçilecek bir üye, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, güzel sanatlar dalında ün yapmış kişiler arasından seçilecek bir üye, Yüksek Öğretim Kurulunun, sosyal bilimler dalında akademik kariyer yapmış ve en az doktor unvanını almış üniversite öğretim elemanları arasından seçeceği bir üye, Diyanet İşleri Başkanı tarafından Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri arasından seçilecek bir üye, Ankara, İstanbul ve İzmir Gazeteciler cemiyetlerinin tespit edecekleri birer basın mensubu aday arasından Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce kura ile tespit edilecek bir üye, olmak üzere 10 üyeden oluşmuştur. Kurul Başkanı, bu üyeler arasından Başbakanlık tarafından seçilir.

Neyin küçüklere zararlı olduğuna bu kurul karar vermektedir. Kurul kararından sonra bu tür eserler, ancak 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyen zarf veya poşet içinde satılabilir. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ile “Küçüklere zararlıdır” ibaresinden başka hiç bir yazı ve resim bulunamaz.

Bu şekilde sınırlamaya tabi tutulacak basılmış eserlerin sahiplerinden, (a) Haklarında Kurulun herhangi bir kararı bulunmadığı halde basılmış eserlerini kendiliklerinden küçüklere muzır nitelikte görerek zarf veya poşet  içinde satışa arz etmek isteyenler, bu eserlerin Katma Değer Vergisi dâhil toplam satış bedeli üzerinden yüzde 25 oranında bir meblağı, piyasaya sürdükleri tarihten, (b) Basılmış eserlerinin, Kurul tarafından küçükler için muzır nitelikte olduğuna karar verilenler, bu eserin basım adedinin Katma Değer Vergisi dâhil toplam satış bedeli üzerinde yüzde 40 oranında bir meblağı, Kurul kararının tebliği tarihinden, itibaren bir ay içinde, Toplu Konut Fonuna aktarılmak üzere Maliyeye yatırmak zorundadırlar.

Bu Kuruldaki kişilerin “bilirkişi” olabilmesi tartışmalıdır. Usul hukukuna göre çözümü “özel veya teknik bir bilgiyi” gerektiren hallerde bilirkişi görüşü alınır. Yargıçlık mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuksal bilginin, yargılanan uyuşmazlığın çözümlenmesi için yeterli olmadığı durumlarda bilirkişiye gidilir. Aksi halde, bilirkişi başvurmanın bir anlamı yoktur.

Bu yasa ile “Resmi Bilirkişilik” sistemi getirilmiştir ve Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu resmi bilirkişi kurumudur.  Ama Kurul yapısal olarak “tarafsız” değildir. Doğrudan doğruya Başbakanlığa bağlıdır ve gördükleri hizmet açısından devlet tarafından kendilerine ücret ödenir. Sonuç olarak bu yönetsel birim idari sistem içinde yer aldığından dolayı, Kurulun yansız olduğunu kabul etmek olanaksızdır. Hiçbir organ yargıya tavsiye ve telkinde bulunamaz. Oysa Kurulun çalışmaları ve verdiği raporlar, yargı yetkisinin kullanılmasında tavsiye ve telkin niteliğindeki görüşlerdir ve Anayasanın 138. maddesine aykırıdır. Siyasal iktidarın örf, adet, ahlak, müstehcenlik anlayışının, Kurula da hâkim olabileceği kuşkusu dahi, adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir.

Çağımızda değişen değer yargıları, ahlak ölçülerinde de değişiklik yaratmıştır.

Kurul kendi görüşlerini “doğru” kabul ederek karar vermektedir. Kurul toplumun ahlak normunu, örf ve adetlerin neler olduğunu, sosyal normları belirlemekte ve bunlara “uyumlu” bir anlayış beklemektedir. Kabulüne göre “uyumsuz” saydığı tüm basılmış eserlerin içeriğini ise; basının toplumsal görev ve sorumluluk ile bağdaştırılmasını olanaksız kabul ederek “halkın ar ve hayâ duygularının incindiği” sonucuna ulaşmaktadır. Ancak bu sonuç sadece Kurulu bağlar ve bu Kurulda bulunan kişilerin kendi dünya görüşleri de toplumun sosyal normları değildir.

Çağdaş ülkelerin hiçbirisinde örf ve adet, cinsellik anlayışı, ahlak ölçüleri değişmez olarak kabul edilmez. Ve hatta değişimi engelleyen ceza uygulaması ve yaptırımları da kabul edilemez. Kurulun ve mevzuatının kaldırılması gerekir.

Aksi takdirde basılmış eserleri “müstehcenlik” ve/veya “halkın ar ve hayâ duygularını inciten” eser olarak kabul eden bu Kurul kararlarını bilimsel(!) ve hukuksal(!) doğrularla bağdaştırmaya yönelik her yasal düzenleme, her uygulama ve bu Kurulun tüm kararları hukuka aykırılık yaratacaktır. Daha da kötüsü, bu zihniyet hayatiyet bulacaktır.