Eksiyirmidört’ün 4. sayısı yine dopdolu

Wall Street’i İşgal Et: Şuan dünyadaki en önemli olay

17 Eylül’de Manhattan’da başlayan Wall Street’i İşgal Et (Occupy Wall Street )hareketi “ Küresel ekonominin adaletsiz kuralları, toplumun %1 ini oluşturan zengin kesim tarafından yazılıyor ve geleceğimizi mahvediyor.” demişti. Ülkenin önde gelen bazı finans kuruluşlarının toplandığı sokağı yani Wall Street’i işaret eden hareket, başta küçük bir isyan olarak görülse de kısa zamanda ABD’de 100 dünyada ise 1500’e yakın şehre yayılarak kitleleri peşinden sürüklüyor. Mısır ve Tunus’taki ayaklanmalardan ilham aldıklarını açıklayan Wall Street eylemcileri, “Arap Baharı” taktiğini Amerika’daki demokrasiyi onarmak için kullandıklarını belirtiyorlar. “Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi” adlı kitabın yazarı olarak da hatırlayabileceğimiz, aktivist gazeteci Naomi Klein da eylemciler arasında yer alıyor. Okuyacağınız yazı, Naomi Klein’ın Liberty Plaza’dan eylemcilere yaptığı konuşmanın tam metnidir

Başka bir üniversite mümkün

En sonunda, insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alış-veriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır. Tek kelimeyle her şey ticaret konusu oldu” Karl Marx

İtinayla ödev yapılır

Bu Haberimizde memleketin eğitim sisteminin adaletsizliğinden,  o adaletsiz eğitim ve öğretim sürecinin ezberciliğinden ve  sınav saçmalıklarında ziyan olan gençliğimizden bahsetmeyeceğiz. Bu röportaj/haberimizde meselemiz, genel anlamda travmalar üretmekten başka bir şeye yaramayan eğitim sistemimiz içerisinde, ödev yaparak para kazanan öğrenciler ve ödev piyasasının işleyişidir. Lafı uzatmaya gerek yok, ödev piyasası içerisindeki öğrencilerle, ödev  piyasasını konuştuk

Adını vücuduma kazıdım

Tüm dünyada ve ülkemizde yoğun ilgi gören vücut süsleme sanatı dövme uygulamalarında   yeni moda sevgilinin veya eşin ismini vücuda kalıcı olarak yazdırmak. Peki ama, ya sevgi biterse…

Milli jüri Armağan Çağlayan’dan ders notları

Pop Star yarışmasında bir adam tanıdık. Sivri dilli olsa da, kısa zamanda büyük bir kesimin beğenisini topladı. Öyle ki artık jüri dendiğinde, akıllara ilk o gelir oldu. Peki ama, kendisi bile bir sene içinde unutulacağını düşünürken, nasıl oldu da bu kadar popüler oldu?Son günlerde kafamız milli duruşlarla sıkıntıdayken, iki dakika ara verip başka bir şey düşünelim istedik. Türkiye’de jüri olmanın gerektirdikleri, artıları, eksileri, Türkiye’deki yarışmacı profili ve daha fazlası için sözü o adama, milli jürimiz Armağan Çağlayan’a bıraktık

Vamos Bien: Fenerbahçe tribünlerinden bir solcu grup

Bu grup, tribün kültüründeki “ultras“ mentalitesini benimsiyor. En büyük orta ortak paydalarının Fenerbahçe olmasının dışında onları birleştiren birtakım farklı ilkeler daha var: Spordaki milliyetçiliğe karşı, enternasyonalist erkek egemenliğine karşı, tribünlerdeki cinsiyetçi küfürlere karşı, sermaye hegemonyasındaki endüstriyel futbola karşı amatör değerleri savunmak

Kesmeşeker Tadında Rock’n Roll

Grubun tek sabiti Cenk Taner’in doğumunu  01 Ocak 1991 olarak belirlediği Kesmeşeker, dipten ve derinden bir şekilde 20. yılını doldurdu. Eserlerinde normal bir günde hepimizin karşısına çokça çıkan sistemsel engellere sade analizlerle siyasi göndermelerin ağırlıkta olduğu grupla son albümleri öncesi şarkılarındaki gibi siyaset, askerlik, futbol, aşk ve yalnızlık dolu bol metaforlu ve yeni albümleri hakkında ipuçları aldığımız bir sohbet gerçekleştirdik.

Bilinçaltını zorlayan bir film: Dogtooth

Bilim kurgu filmlerinin sıkça kullandığı ‘belli bir grubun alt grubu tamamen tekeline alması’ durumu Kynodontas’da -hemen herkesin ilköğretim birinci sınıfa öğrendiği gibi- toplumun en küçük yapı taşına, yani aileye indirgenmiş. Sözlerimden Kynodontas’ın, yani Köpekdişi’nin bir bilim kurgu filmi olduğu çıkarılmasın. Giorgos Lanhimos’un yazıp yönettiği bu film, günümüz dünyasındaki kapitalist düzenin harita ölçeğiyle küçültülüp bir aile üzerinden oldukça çarpıcı ve çoğunluğun fikrine göre de “rahatsız edici” bir şekilde anlatılmasını konu ediyor

Evlilik müessesesinin TV’deki hal-i pür melali

Gün ortasında açın herhangi bir ulusal yayın yapan kanalı. Karşımıza çıkacak şey tabii ki evlilik programları. Manzara ne trajik ne de komik. Çakmak gözlü Hüsnü Amca’ya cilve yapan yaşını başını almış teyzeler, göbek atıp ayılıp bayılan amcalar, son derece eğitimli ve gelir durumu sağlam ama “her yol mübah” diyen hanımlar, beyler ve evlere şenlik sunucular… Herkeste bir “Evleneceğim, mutlu olacağım” havaları… Oturduk izledik, inceledik, birilerine talip olmayı bile düşündük ancak istediğimiz kadar evirip çevirelim yine de televizyonlardaki ilginç evlilik müessesini tam olarak bilemedik

Şark dişçisi

Ünlü tiyaro ustası Hagop Baronyan’ın Şark Dişçisi oyunu ilk kez Türkçe olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi. Prömiyeri 19 Ekim’de yapılan oyunu izlerken bazen güldük, bazen ağladık ama hep düşündük

Ahlakın “Öteki” hali

Özellikle “Zenne” filmiyle yeniden gündeme gelen babası tarafından eşcinsel olduğu için öldürülen Ahmet Yıldız ‘ın öyküsü gibi bir çok öykü sürekli yaşanıyor. Çünkü hiçbir şey biz görmeyince duymayınca yaşanmıyor değil. Gaziantep’te travesti olduğunu öğrenince abisi Fevzi Ç. tarafından öldürülen, ardından cenazesi ailesi tarafından kabul edilmediği için, kimsesizler mezarına gömülen  Ramazan Ç.’nin ve Ahmet Yıldız’ın yaşadıkları Türkiye’nin yaşadığı gerçek nefret cinayetleriydi ve duymadığımız, görmediğimiz yerlerde birçoğu her geçen gün yaşanmakta

Nazi dövmeli adamlar

Geçtiğimiz Temmuz ayı gerçekleşen ve dünyayı bir anda büyük bir kaosa sürükleyen Norveç Katliamı, birçok olay gibi tepeden inme bir şekilde gerçekleşmedi. Batı toplumunda uzun süreden beri ayak sesleri duyulan ırkçı hareketlerin ileride ne tür bir tehlike oluşturabileceğini ilk olarak fark edenlerin arasındada Ejderha Dövmeli Kız ve devam kitaplarını yazan, komünist ve anti-faşist düşünceleriyle bilinen Stieg Larssongeliyordu. Sürükleyici cinayetleri anlattığı kitaplarıyla milyonları peşinden sürükleyen Larsson, özellikle Orta ve Kuzey Avrupa’da yükselen faşizmin ileride doğurabileceği sorunlara kitaplarında sıkça yer vermişti. Uyarıları dikkate alınsaydı, belki de sağ kanattan Brievik gibi bir “kahraman(!)” çıkmamış olacaktı