Müzenin Dijital Hali

Mori Building Digital Art Museum teamLab Borderless

Değişen dünyada teknolojinin gelişmesiyle, sosyal medyaya bağımlılığımız da artıyor. Bağımlılık kelimesi günümüzde negatif kullanılabiliyor. Dolayısıyla çoğu zaman bakış açımıza göre şekillendiği söylenebilir. Sosyal medyayı kendimizi tanıtmanın yanı sıra, gelişimimiz ve güncel haberlere ulaşım için kullanmamız, bağımlılığı pozitife itebilecek noktalar arasında. Ne de olsa rutin kullanımın dışına çıkmak, bizi şaşırtıcı ve ufuk açıcı gelişimlerden haberdar olmaya itebilir.

Teknolojinin ilerlemesi yalnızca sosyal medyayı geliştirmekle kalmıyor, sanatın, bilimin ve birçok alanın da sınırlarını aşmasına yardımcı oluyor. Geçtiğimiz aylarda da dijitalin, sanat dünyasına hızla giriş yaparak, onu fiziksel kısıtlamalardan çekip çıkartmasına şahit olabileceğimiz iki yeni müze kendini gösterdi.

Dijital Sanat Müzesi akımını Temmuz 2018 de başlatan Japonya, Tokyo’nun Odaiba adası ile müzeye ev sahipliği yapıyor. Müze Japon kökenli sanatçı kreatifi teamLab ve kentsel gelişim firması Mori Building işbirliği nedeni ile “Mori Building Digital Art Museum teamLab Borderless” adını taşıyor. Müzenin kurulumu, sanatlar, ziyaretçiler ve kişiler arasındaki sınırları yok etme amacı ile geliştiriliyor.

TeamLab’in çabası ise, dijital projeksiyonlar kullanarak ziyaretçileri etraflarındaki sanat eserleriyle birleştirmek, sanat, bilim, teknoloji ve yaratıcılık arasında bir denge kurarak sanatın bilindik fiziksel algılarının dışına taşmasını sağlamak. Hazırlanan bu müze, farklı bölümlerden oluşurken ziyaretçilere interaktif bir deneyimin öncüsü oluyor.

Paris Digital Art Museum

Japonya’nın başlattığı dijital müze gelişimi, açıldıktan bir ay sonra yani Ağustos 2018’de farklı bir bilinç ile kendisini Paris’te takip ediyor. Bu kez Gustav Klimt’in hayatı boyunca ürettiği eserler üzerinde yoğunlaşılarak, farklı bir görsel şölen sunmayı amaçlıyor. Açılış sergisinin “Işıklar Atolyesi” adını taşıdığı müze, Doğu Paris’te yer alan kökünün 19. yüzyıla dayandığı eski bir dökümhane binasında yer alıyor. Görsellerin ve sesin kullanılmasıyla sanatçıların eserleri, lazer video projektörler kullanılarak duvarlara yansıtılıp, boyutları 10 metreye kadar ulaşıyor. Sergi, aynı zamanda ziyaretçilere, klasik müzik eşliğinde eserleri inceleme fırsatı sunuyor.

Gelişmeye açık bu çağ, sadece görsel ile tatmin olmadığı ve çok yönlülük aradığı için, bu tarz müzeler birden fazla duyuya hitap ederek, insanları ruhen de doygunluğa ulaştırıyor. Sergilerin hem görsel hem işitsel olması, zihinde uyandırdıkları dışında o an hissedilen duyguları da etkiliyor.

Değişen ve gelişen sanat, bilim, teknoloji bize alışılmışın dışına çıkılabileceğini gösterirken, aynı zamanda interaktif düzeye getirilerek, farklı deneyimler yaşamamıza ön ayak oluyor.