Enine Boyuna “Köpek Filmi”

İki buçuk yıllık bir emek… Dostlarımızın beyaz perdeye yansıması… Zorlu, uzun, bir o kadar da umut dolu bir yolculuk: Köpek Filmi.

Fotoğraf: Atakan Gülşen

Köpek Filmi’nin yönetmeni aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi Cem Hakverdi ile konuştuk. İnandıkları, umudu, duyarlılığı ile tıpkı Köpek Filmi’ni izler gibi kulak verdik Cem Hakverdi’ye.

Sizi böyle bir çalışmaya yönelten ne oldu?

Her şeyden önce “hayvanları sevdiğinizde” bir duyarlılığınız mutlaka oluyor. Daha önce bir hayvana dokunduysanız, onu hissettiyseniz az çok onun psikolojisi ve davranışları hakkında bir fikriniz oluyor. Onun dünyasını hissedebiliyorsunuz. Bununla birlikte çevrenizdeki olaylara daha farklı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz. Hayvana karşı şiddet son yıllarda artmış gibi görünüyor, aslında bu yeni bir durum değil. Birçok durumda olduğu gibi sosyal medya aracılığıyla ve ana akım medyanın bu olaylara daha fazla yer vermesi sonucu aşırı bir artış varmış gibi hissediyoruz. Aslında kökü 1800’lerin sonuna dayanan bir zulüm, işkence hali bu. Temel motivasyon şu: Biz hayvanlara çok kötü davranıyoruz. Ayrıca sosyal medyada fazla negatif, perişan halde, durumu içler acısı hayvanların fotoğraflarını ve bunların altında yalnızca lanetlemeye yönelik, herhangi bir çalışma yapmaya niyeti olmayan, “elini taşın altına koymak istemeyen” bir sürü insanın sadece kendilerini rahatlatmak için yaptığı yorumları görüyoruz. Bunun dışında yakın bir arkadaşımın köpeği zehirlenerek öldürüldü ve çok uzun süre mahallemizde baktığımız köpek bir gün ortadan kayboldu. Tüm bunlar bana belgeselimin konusunu belirlemede bir çıkış noktası oldu.

Böyle bir belgesele imza atmak zor bir sürecin ürünü olmalı. Çekim esnasında nasıl duygular yaşadınız? Gerçeklerle yüzleşme süreci mi oldu, gördükleriniz mi pekişti yoksa daha farklı bir şeyler mi?

Temel varsayımlarım, öngörülerim vardı. Bütün filmi aslında bunların üstüne kurmuştum ama genel olarak belgeselin yapısı gereği, ne ile ilgili film yaparsanız yapın, o filmi yapım sürecine girdiğinizde size bambaşka fikirler, insanlar getiriyor. Beklediğim durumlar olduğu kadar beklemediğim bir sürü durumla da karşılaştım. Bu süreçte tek bir duygudan bahsedebilmek mümkün değil. Çok mutlu olduğum, çok umutlandığım, hüzünlendiğim, üzüldüğüm zamanlar da oldu. İşin açığı bunlar çok kolay tanımlanamayacak, bambaşka duygular.

Hayvan sevgisiyle dolu bir insan olarak bir köpeğin gözlerine baktığınızda ne görüyorsunuz?

İnsanlara baktığınız zaman çok farklı hisler geçebiliyor ama bir köpeğe, kediye baktığınız zaman, özellikle de köpeğe, bir masumiyet görüyorsunuz. Çok temiz bakıyorlar. Farklı türlerde olup da bizlere bu kadar yakın olma arzuları, başlarını okşadığınızda çok mutlu olmaları bana büyüleyici geliyor ve iyi hissettiriyor. Görüyoruz: Koşa koşa yanına geliyor, sokuluyor, karnını açıyor; samimiyetleri bana “dostça” geliyor. Köpeklerin gözlerine baktığımda dost görüyorum diyebilirim.

Neden “Satın alma, sahiplen”?

Hiçbir canlı, bir eşya olmamalı. Bir meta gibi alınıp satılmamalı.

Filmin gösterimi için birçok şehre gittiniz. Bu şehirlerde ne tür tepkiler aldınız, izleyenlerin bakış açısı nasıldı?

Genelde iyi yönlü yorumlar aldım. Hepsi destekleyici nitelikteydi. Bir dayanışma duygusu hakimdi. Gösterimler sonrası uzun söyleşiler gerçekleştirdik. Gittiğim şehirlerden memnun ayrıldım.

Gösterim için hangi şehirlere gittiniz? Bu şehirleri neye göre belirliyorsunuz?

Tabii ki İstanbul’dan başlamak üzere, çok defa Ankara’ya birkaç kez İzmir’e gittim. Bunların dışında Antalya, Muğla, Kars, Mardin ve Ardahan’a gittim. Aslında İstanbul dışında ya da büyük şehir dışında bir yerlere gidebilmek benim için çok önemliydi. Özellikle bir yer belirlemiyorum. Ülkenin başka yerlerine ulaşmak lazım. Gidebildiğim kadar çok yere ulaşmak istiyorum. Çünkü Türkiye’nin istisnasız her yerinde benzer sorunlar yaşanıyor. Aynı olumlu ve olumsuz durumlar her şehirde var. Hayvanları yaşatmaya çalışan belediyeler, onların haklarını savunan insanlar veya onlara yaşam hakkı tanımayan, işkence eden insanlar ve belediyeler Türkiye’nin her şehrinde var.

Bu filmin amacı halka ulaşmak mıydı?

Filmi sadece izletmek başlı başına çok değerli bir şey; vizyona girmesi, internetten izlenmesi ya da faklı bir yolla. Benim farklı şehirlere giderek yapmaya çalıştığım şey birebir insanlara temas etmek. Bir insanın evinde bu filmi izleyip üzerine düşünmesi başka bir şey, bir topluluğun bir araya gelip gösterimden sonra sıcağı sıcağına film üzerine ve filmin de ötesinde bir şeyler konuşabiliyor olması bambaşka bir şey. Bununla birlikte insanları duygusal anlamda yakalayabiliyoruz ve tartışma ortamında insanlarla bir paylaşım ortamı oluşuyor, yakaladığımız duyguların üstüne çok fazla şey katabiliyoruz. Bambaşka bakış açıları paylaşılıyor, beni de karşımdakini de besleyen bir süreç bu. Bir paylaşım zinciri hayalim var. İnsanlarla beraber olduğumuz bu ortamda ben yalnızca gösterimdeki kişileri görmüyorum onların bu konu üzerinde konuşacağı insanları, konuştukları insanların diğer insanlara aktaracaklarını görüyorum.

Film ne kadar sürede ve hangi şehirlerde çekildi? Çalışma esnasında en zorlandığınız nokta neydi?

Çekim iki buçuk sene sürdü. Büyük bir kısmı İstanbul’da olmak üzere, Ankara, Antalya, Mardin, Kars ve Nevşehir’de çekildi. İzmir’de de çekildi fakat onu kullanmadım. Sokak köpekleri ile alakalı bir film yapıyorum dediğimde aldığım tepkiler bana tuhaf geliyor. “İnsanlar varken niye köpekler?” sorusu başlangıçta çok sinirimi bozuyordu. Bu beni moral olarak çok zorlayan bir durumdu. En zorlandığım kısımlar tabii ki kötü durumda olan hayvanların yanında olduğum süreçlerdi. Mesela Nevşehir’de çöplükte köpek arama günü sahiden çok zor günlerden bir tanesiydi. Çok dramatik ve hüzünlü bir gündü.

Bu çalışmanızda sizi destekleyen bir Sivil Toplum Kuruluşu oldu mu?

Oldu. Birden fazla oldu. Örneğin; Göktürk Hayvan Sevenler Derneği, Köpekle Yaşam Derneği, Türkiye Barolar Birliği, Hayvan Kurtarma Derneği’nin birebir desteği oldu. Açık Radyo, Yeşil Gazete, BirGün Gazetesi, Medyaskop, Ölü Adam Aşevi, Hayvanlara Adalet Derneği’nin de desteği oldu.

Son olarak mesajınız nedir? Bizlere son olarak ne söylemek istersiniz?

Bir şeyler yanlış gidiyor. Yıllardır insanlar bir şeyler talep ediyor fakat hiçbir düzelme olmuyor. Bir şeyler düzeliyor gibi gözüküyor mesela çalıştaylar, seminerler oluyor ama problemin temeline yönelik bir şey söylenmiyor. Söyleniyorsa da duyulmuyor. Yıllardır ne talep ediliyor? Bu kadar dernek, federasyon ne işe yarıyor diye sorgulamak gerekiyor. Yeni bir kanun talep ediyoruz, çıkacağına çok inanmış durumdayız. Bir taraftan çıkarılacak bir tane kanunla düzeltilebilecek bir sorun değil. Baktığımızda hepimizin hakları kağıt üzerinde güvence altında buna rağmen kadınından çocuğuna, engellisinden sokak hayvanına hepimiz mağdur edilmiş durumdayız. Kanunla olacak bir durum gibi de hissetmiyorum. Eğitim alanında buna yer açılması gerekiyor. Diğer sosyal meselelerin de hayvanların hak ihlali meselesinin de ders müfredatında, ilköğretim çağından başlayarak çocuklara aktarılması gerekiyor ki onlar bu bilinçle yetişsin. İleride bir şeyler çok daha güzel olsun.