Sinema Dünyasında İç Savaş

Martin Scorsese

Kırmızı köşede Goodfellas, Taxi Driver, Raging Bull gibi sinema tarihine damga vurmuş filmlerin yönetmeni Martin Scorsese; mavi köşede sinema tarihinde en yüksek gişeyi elde eden, izleyicileri tarafından sürekli bir sonraki filmi beklenen Marvel Sinematik Evreni.

Başrollerini Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci gibi usta oyuncuların paylaştığı ve geçtiğimiz ay gösterime giren “The Irishman” filminin de yönetmeni olan Scorsese, ekim ayında Empire adlı film dergisine Marvel filmleri hakkında söyledikleriyle sinema dünyasının gündemine oturdu.

The Irishman

Bu filmleri lunaparka yakın gördüğünü ve onların sinema olmadıklarını belirten Scorsese, sinemanın “estetik, duygusal ve ruhani” bir keşif olduğunu da ekledi. Scorsese’ye göre sinema insanların çatışmalarına, kendileriyle yüzleşmelerine ilgi duymalıydı. Sinema, sanatta neyin mümkün olduğuna dair algıyı genişletmekti. Başarılı yönetmen, Marvel Sinematik Evreni’nde hiçbir şeyin riske edilmemesi ve konuların sınırlı bir çerçevede dönüyor olmasına da eleştirel bir üslupla değindi.

Marvel Evreni özelinden tüm devam filmlerini “muayene edilmiş, modifiye olmuş” ve sonucunda pazara sunulmuş olarak nitelendirdi. Sinemanın bir seri üretim mekanizmasına dönüşmesinden şikayetçiydi. Salonların franchise filmlerle dolu olmasından yakındı ve “İnsanlara sadece tek tipte bir şey verilirse ve sonsuz olarak tek tipte bir şey satılırsa, elbette ki o tek tip şeyin daha fazlasını isteyeceklerdir.” diyerek aynılaşmış sinemanın hegemonyasına kayıtsız kalmak istemediğini gösterdi. Sinemada kaygı verici bir değişim olduğunu, sinemanın tüketim anlayışına teslimiyetini belirtti. Sanatçılar ve işin ticaret ayağı arasındaki çatışmadan söz ederek açıklamalarını bitirdi.

Marvel Sinematik Evreni

Scorsese’nin açıklamalarına hedef olan ve süper kahraman filmi tutkunlarının ilgiyle izlediği Marvel cephesine dönecek olursak bu cephede Disney hakimiyetini göreceğiz. Marvel yıllar önce ekonomik sıkıntılar yaşaması sonucu bazı karakterlerin haklarını Fox ve Sony’e satmıştı. Bunun sonucunda kendi sinematik evrenini yarattığında bu karakterleri kullanamadı. Disney’in Fox’u  52.4 milyar dolar karşılığında satın alması üzerine bazı önemli karakterler geri döndü. Marvel ile Sony arasında da Spider-Man üzerinde bir tartışma yaşandı. Bu tartışmadan bir anlaşma çıktı ve Sony ile Disney filmin gişe hasılatı konusunda bir anlaşmaya vararak belirli karakterin hakları için anlaştı.

Şunu belirtmeliyim bu ki; bu alım-satım, karakter hakları gibi konuları takip etmek Marvel sevenler için zor olsa gerek. İzleyiciler burada sanatsal değerleri ya da üretimleri konuşmak yerine malî kavgaları veya belirli süper kahramanların haklarına sahip olma süreçlerini takip etmek zorunda bırakılıyor. Belki de bu Sony, Disney, Fox içerikli haberler süper kahraman filmlerinin kitlesini meraklandırmak için yapılıyordur, bunu filmlerin ticarî haklarını elinde tutan “büyükler” bilir. Şunu söylemeden geçemeyiz ki Disney’in sinema sektörü üzerindeki hakimiyeti satın almalar zinciri ile devam edecek gibi görünüyor.

Scorsese, bu açıklamaları Marvel’i egemenliği altına alan ticari mekanizmaların sinema üzerindeki etkisinden üzüntü duyarak yapmış gibi görünüyordu. Yaptığı açıklamalara Marvel Sinematik Evreni’nden birçok oyuncu, yönetmen hatta Disney’in CEO’sundan karşılık gecikmedi.

Tecrübeli yönetmen bu konuyla ilgili yeni bir demeç verdi. Verdiği demeçte Marvel gibi filmlerin sanatın yeni bir formu olduğunu belirtti. Kendisinin asıl korkusunun bu filmlerin beyazperdeyi işgal etmesi, bağımsız filmlerin ve normal yapıtların sinema çalışmalarının tamamen dışına itilmesi olduğuna vurgu yaptı.

Uzun lafın kısası, Scorsese tek tip ve tüketim arzularının karşılanması için pazara sunulmuş metalara dönüşen sinema yapıtlarından rahatsız olduğu gibi bu filmlerin gücünü de yadsıyamadı. Bu kanallarda önemli görüş ve düşüncelerin rahatlıkla pompalandığının, bu kanalların kalıp yargıları kuvvetlendirdiğinin ve olumlu-olumsuz birçok düşüncenin propagandasını yaptığının farkında olarak tüm bunların altında yok olmaktan korkan bir profil çizdi.

Scorsese’nin son reaksiyonu, ilk demecinden farklı olarak, tüketim çılgınlığının bir parçası olmak isteyip de ondan pay alamayan adamın huzursuzluğunu yansıttı. Sinemanın belli ticarî aktörlerin hegemonyası altında olmasından, ruhunu kaybetmesinden duyduğu üzüntüden ziyade o ticari aktörlerin gerisinde kalmaktan endişe duyduğunu hissettirdi. Yani bu çatışmada, içinde tek mermi kalmış silahı kendine doğrulttu. Belki de son filmi “The Irishman”i izleyicilerin yalnızca %18’inin aynı gün içinde izleyip bitirmesi bu yüzdendir. Bakalım, beyazperdeye damgasını vurmuş başarılı yönetmenden bir hamle daha görecek miyiz?