Pandemi Sürecinde Eğitimde Teknolojik Fırsat Eşitsizliği

Ülkemizde Covid-19 nedeniyle bütün öğrenciler derslerini Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan 23 Mart 2020 tarihinden beri online olarak alıyor. Bu durum çok hızlı ve ani oldu. Tedbirler kapsamında bir açıdan gerekli bir durumdu. Karantina günlerinde belki de eğitim konusunda en iyi tedbir bu yöndeydi.  Ancak online eğitim ülkemizde bir takım fırsat eşitsizlikleri doğurabiliyor. Bu konuyu online derslerine devam eden bir öğrenci olarak bende düşünüyordum. Bu yüzden fırsat eşitsizliği konusuyla ilgili ilkokul, lise ve üniversite öğretmenleri ile görüşerek bu konu hakkındaki görüşlerini aldım.

Öncelikle ilk okullardan bahsedeceğim. Sınıf öğretmeni Fazilet Aybar (Manisa 8 Eylül Kemal Neşen Dömekeli İlkoulu) ile konuştuk;

Aybar’ın aktardıklarına göre EBA TV de belirlenmiş olan ders saatlerinde öğrenciler derslerini takip edebiliyor, eğer kaçırırlarsa tekrar yayınlarını izleyebiliyorlar. Fakat internet altyapısındaki yoğunluktan dolayı özellikle akşam 21.00’ dan sonra erişim zorlaşıyor. İlk okullarda ödevler WhatsApp uygulaması üzerinden veli grupları aracılığıyla öğrencilere veriliyor. Eğer öğrencilerin takıldığı bir nokta olursa yine WhatsApp üzerinden öğretmenlerine sorular sorabiliyorlar. Ancak, özellikle 1. sınıflar için bazı durumlarda yayın akışı hızlı olabildiğinden bu durum öğrencilerin rahatlıkla dersi takip edebilmeleri, anlamaları konusunda bir problem yaratabiliyor. Aynı zamanda bazı imkân eşitsizlikleri neticesinde gerçekleşen durumlar öğrencileri zor durumda bırakıyor gibi görünüyor. Örneğin öğretmenler fotokopisinin alınması gereken ödevler verdiğinde normal şartlarda çocuklar veya veliler bir kırtasiyeye gidip fotokopi çekebilir veya gerekli ödev vb. lerin çıktısını alabilirlerken, bu şartlarda ortalama 33 öğrenci arasından yalnızca 5- 10 kişinin evinde fotokopi makinası olduğu için öğrenciler bazı ödevlerinden ve tekrarlarından geri kalabiliyorlar. Bu durumda da elleriyle yazmak zorunda kalıyorlar.

Öğretmenler de çocuklara bu zor günleri yansıtmamak için velilere, çocukların yanında Covid-19 ile ilgili konuşmamalarını öneriyorlar. Aynı zamanda çocuklar ilk okulda tam olarak oyun çağında oldukları için evde sıkılmamaları adına öğretmenler öğrencilerine el işi, resim veya hikâye, şiir yazma gibi ödevler vererek çocukları ev içinde aktif tutmaya çalışıyorlar.


Liselerde de durum ilk okullara göre pek çok açıdan benzer. Görüştüğüm bir tarih öğretmeninin anlattıklarına göre okulların kapandığı hafta öğretmenlere uzaktan eğitim programı verildi. Programa katılım için öğrencilerden ve öğretmenlerden şifre istendi. Bu şekilde öğrenciler ödevlerini internet üzerinden alabiliyorlar. Fakat öğrencilerin sisteme giriş saati 09.00 – 21.00 öğretmenlerin ise 21.00- 12.00 olduğu için öğretmenler ve öğrenciler arasında sağlıklı bir iletişim olamıyor. Daha etkili bir eğitim için öğretmenler ve öğrenciler aynı anda buluşmalı. Böylece daha etkili bir eğitim olabilir. Fakat okullarımızdaki sınıf sayısı çok fazla olduğu için henüz bunu kaldırabilecek bir sistem kullanılmıyor. Öğretmenler onlara verilen saatler arasında EBA’ya (Eğitim Bilişim Ağı) girip ödevleri kontrol ediyorlar veya yeni ödevler veriyorlar. Bu kontrolleri yaptıklarında bazı öğrencilerin yaptıklarını, bazılarının yapmadıklarını, hatta bazı öğrencilerin de hiç girmediklerini görüyorlarmış. Öğrencilerin çoğu ya teknolojik kaynakları olmadığı için ya da internet bağlantısının yeteri kadar güçlü olmadığı için giremediklerini söylüyor. Öğrenciler; ‘’Televizyon var, elektrik var fakat internet yok’’ diyorlar. Mesela köyde oturanların çoğu ödevlerini yapamıyor hatta bazen derslere katılamıyorlar çünkü yeteri kadar internet erişimleri yok. Bu durum da alt yapı sorununa çıkıyor.

Şu anda konuşulan önemli bir diğer konu ise üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler ile alakalı. Son sınıflarda, bireysel, yani  kişiye bağlı olduğu için sisteme katılım daha az olabiliyor. Sisteme girmek zorunlu değil bu yüzden bazen sistem derslerini en sona bırakabiliyorlar. Son sınıflar daha çok fizik, kimya, matematik gibi derslerin eğitimlerine giriyorlar. Aslında yalnızca bir programın oluşu öğrenciler için yetersiz kalıyor. Öncelikli mesele alt yapıyı güçlendirmek bunun içinde ekonomik olarak ülkenin bu konuda desteği gerekiyor.

Üniversiteler için de, Medipol Üniversitesi İşletme – Muhasebe finansman bölümü Dr. Öğretim Üyesi Feyza Dereköy şunları belirtti;

Üniversitelerin kendi kurumsal yazılımlarının yanı sıra Microsoft Teams, Zoom gibi uygulamaları kullandıkları biliniyor. Bu uygulamalarda Power Point sunumları dışında herhangi bir dosya paylaşılamaması öğretmenler için bir sıkıntı teşkil edebiliyor. Normal sınıf ortamında kullanılan beyaz tahtalar gibi öğretim araçlarını kullanamadıkları için haliyle anlatılanları aktarmak daha zor oluyor. Bunun yanında ölçme ve değerlendirmede de bazı sıkıntılar yaşanabiliyor. Online yapılan sınavların ölçme ve değerlendirme konusunda ne kadar sağlıklı olduğu da soru işareti yaratıyor.

Yine de en önemli problem uygulamalı dersler ve sınavlarda ortaya çıkıyor. Verimlilik ve öğrencilerin anlama sıkıntısı, normal sınıftaki iletişimin olmaması hem öğrenci hem öğretmen açısından kopukluklar yaratıyor ve iletişimsiz ortam iki taraf içinde rahatsızlık yaratıyor. ‘’Sınıftaki gibi interaktif olmak çok zor.’’ Sayın, Feyza Dereköy, uzun yıllardır online eğitim de verdiği için bu duruma çabuk alışmış. Ancak insan doğasına aykırı ama gerektiği zamanlarda yapılması gerektiğini düşünüyor. Teknik anlamda çok bir sıkıntı yaşanmasa da, internet açısından sıkıntı olabiliyor. Çoğu kişi henüz büyük bir sıkıntı yaşanmasa da ölçme değerlendirme sınavlarının, özellikle finallerin sınıf ortamında yapılmasının en sağlıklı olduğunu düşünüyor.

Bende online eğitimlerini İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim bölümünde alan bir öğrenci olarak internet sıkıntısı dışında bir problem yaşamadım. Okulumuzda Blackboard uygulaması kullanılıyor, öğrenci yoğunluğu fazla olduğu saatlerde bazen kesinti yaşanabiliyor. Bu da bazen derslerimizin ertelenmesine sebep olabiliyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video Programı öğretim görevlisi Mert Kutluk ile online eğitim sistemi üzerine bir röportaj gerçekleştirerek onun konuyla ilgili görüşlerini aldım;

       1.       Türkiye’deki online ders hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben bu konuyu Türkiye ve diğer ülkeler olarak ayıran bir yaklaşımı doğru bulmuyorum. Çünkü online eğitim bana kalırsa, kurumlar, dersler ve öğrenciler şeklinde ayrılarak, bu üç noktanın kendi içinde barındırdığı değişkenleri göz önünde bulunduran bir yaklaşımla ele alınmalı. Bazı okulların altyapıları çok iyi, bazıları hazırlıksız. Bazı dersler buna oldukça uygun, bazı alanlarda fiziksel deneyimin yerini tutabilecek bir çözüm mümkün değil. Bazı öğrencilerin öğrenme biçimleri ve hayat tarzları böyle bir eğitimle uyuşmuyor. Bazıları ise daha kolay öğreniyor. Bunu Türkiye gibi büyük ve karışık bir coğrafyaya genelleyen bir yaklaşım oldukça hatalı olur.

       2.       Bazı fırsat eşitsizlikleri söz konusu İnternet erişimi veya bilgisayar yetersizliği gibi bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Fırsat eşitsizlikleri maalesef her alanda, her zaman vardı. Son teknolojilere ve sağladıkları konforlara erişimin kolaylaştırılması, online eğitim konusundaki en önemli aşama. İhtiyacı olan herkesin hızlı ve yetenekli bilgisayarlara ve sorunsuz internet bağlantısına erişimi artık neredeyse organik bir ihtiyaç. Maddi problemler, fiziksel kısıtlamalar ve coğrafi sebepler önümüzdeki en büyük problemler. Bunların hızla çözülmesi ve bu döneme adapte olabilmesi çok mümkün değil. Ancak kurumların bu noktadaki çözümleri oldukça değerli. Fakat bulunduğunuz lokasyona bağlı internet bağlantı sorunları, cihazların teknik servis ihtiyaçları gibi sorunlar ancak fiziksel eylemler ile çözülebiliyor. Yani sorun, internet paketi ve cihaz sağlamanın ötesinde, servislerin sürdürülebilir olması noktasında da devam ediyor.

3.       Sizce yeterli eğitim online ders üzerinden alınabiliyor mu?

Ancak pahalı, niş yazılımlarla ve donanımlarla öğrenebileceğiniz, tam anlamıyla fiziksel laboratuvarlara ve stüdyolara ihtiyaç duyan, üstelik sadece fiziksel birliktelikle çalışıldığında pratik edilebilecek pek çok ders var. Online ders ile, her şeyin iki ay öncesindeki verimiyle devam etmesi, mevcut teknoloji ile mümkün değil gibi geliyor. Elbette, AR / VR teknolojileri ile dijital tuğlalarla örülmüş mimari alanlar yaratılıyor. Ancak günümüz teknolojisiyle, herkesin bu alanı kendi  ihtiyacına göre şekillendirmesi mümkün durmuyor. Henüz 2D arayüzlerde sesli / görüntü görüşmeler dahi sorunsuz bir şekilde akamazken, dijital kürelerin içerisinde taklit edilen fiziksel alanların verimliliğini düşünmek 2020 için ütopik kalıyor. Bu alanlar, yalnızca belli deneyimler için sınırlı işlevsellikler içeriyor. [Minecraft konserleri,(Block By Blockwest) Virtual Konferanslar(Bilgi FTV’nin Virtual Varda konferansı), RPG oyunlardaki anma yürüyüşleri (Final Fantasy oyununda, Covid-19 sebebiyle ölen oyuncu için düzenlenen sanal yürüyüş töreni)] Eğitim, bir hizmet olarak düşünüldüğünde, henüz, bu dijital küreye tamamen dahil edilebilecek bir yapıda değil. Umarım yakın bir zamanda AR / VR teknolojileri işitsel, görsel ve duyusal etkileşimi sorunsuz bir şekilde aktaracak kadar gelişir, herkes için de erişilebilir olurlar. Bu sayede laboratuvarlar ve stüdyolar sosyal bir alan olarak simule edilebilir, bu alandaki pratikler bir nebze deneyimlenebilir. Ancak şu haliyle, dijital teknolojiler, fiziksel eğitimin içeriğini tam anlamıyla kapsıyor demek, mümkün değildir. Yalnızca, şu anki teknolojiye göre en yüksek performans sağlanıyor diyebiliriz.

      4.       Dersleriniz açısından online eğitim konusunda yetersiz bulduğunuz noktalar nelerdir?

Kurgu bilgisayarları, profesyonel kamera ve ekipmanları, stüdyolar, ışıklar, ışık ve ses masaları haliyle kimsenin evinden erişebileceği şeyler değil.Üstelik herkesin evinde bu ekipmanların, stüdyoların, laboratuvarların olduğu ütopik bir dünyada bile maalesef tam olarak verim alınamaz. Çünkü, bu alanda öğrenmenin en önemli koşulu birlikte çalışmak ve en önemlisi de zaten tam olarak da bunu öğrenmektir. Bu noktadaki yetersizlik, altyapımız, öğrencilerimiz ve öğretim görevlileri olarak bizlerden kaynaklı değil, elbette fizikseldir.

5.       Öğrencilerin online üzerinden değerlendirilmesini ne kadar doğru buluyorsunuz?

Asla doğru bulmuyorum. Keşke sadece dersten geçme ve kalmanın olduğu bir sistem olsaydı. Evde çok vakit var, herkesin her şeye vakti var, bu zaman verimli geçmeli, işler, dersler her zamanki haliyle değerlendirmeli anlayışını maalesef insanlık dışı buluyorum. Evet evdeyiz ama tüm dünya karar alıp hadi evlerde ekmek yapalım, yoga yapalım, kafa dinleyelim diye toplanmadık. Ne olduğunu bilmediğimiz, binlerce insanın ölümüne sebep olmuş bir salgınla karşı karşıyayız. Kendimizi korumak için evden çıkmamaya çalışıyoruz. Acı haberler alıyoruz, en temel ihtiyaçlarımızı almak için markete giderken bile düşünüyoruz. Tüm bunlar olurken, insanları değerlendirmek bana doğru gelmiyor. Evet hayat devam ediyor, ama bence önemli olan öğrenme deneyimine dair hevesi canlı, umudu güçlü, neşeyi maksimumda tutmak. Ders, bu kötü havadan uzaklaştıran bir deneyim olarak tasarlanmalı. Değerlendirme sonra da yapılır, performansa sonra da bakılır. Önemli olan dersin konusunu içeren kültürlerden, terminolojilerden, teknolojilerden ve tartışmalardan öğrenciyi uzak tutmamak. Öğrendiklerini unutmamasını sağlamak. Etkileşimi canlı tutarak, öğrendiklerini bu süreçte ne kadar pratik edebilir bunu göstermek. Bu sebeple, şu anda öğrenmenin, ancak ders deneyimi eğlenceli ve sempatik olursa devam edebileceğini düşünüyorum. Konuyu sevdirmek, güzel hatırlanması sağlamak, sürdürebilir öğrenme pratiğinin tek yolu. Bahar aylarının güzel havalarında, 20 yaşlarında, evden çıkamayan, sosyalleşemeyen, kötü haberler alan, korkan, geleceğe dair umudunu yitiren binlerce insanı değerlendirmek, notlandırmak mantıksız geliyor.

6.        Okulumuzda profesyonel kameraları kullanarak çekimler yapıp ödevlerimizi tamamlıyorduk. Şu anda öyle bir imkanımız yok. Materyal kullanılan dersler için süreç böyle devam etmesi halinde çözüm öneriniz var mı?

Maalesef yok. Sürecin biteceğine, kontrollü olarak da olsa sosyal hayatın başlayacağına inanmalıyız. Kameralarımız, kurgu bilgisayarlarımız, tripodlarımız, ışıklarımız olsa dahi, ev fiziksel olarak sınırlı bir ortam. Değişken koşullardaki ses ve ışığı kaydetmek adına fiziksel alanın değişimine, mobilize olmaya muhtacız. Evde bu koşulları pratik etmek mümkün değil. Sanal uygulama deneyimleri maalesef sınırlı. The Great Photo App, CameraSim gibi uygulamalar mevcut ancak bu uygulamalar dahi asla fiziksel olarak, stüdyoda, setlerde birlikte çalışma deneyimini simule edemezler.